Akkuyu Nükleer Güç Santrali

Türkiye Çevresel Radyoaktivite Atlası

"Ülkemizin, nükleer teknolojiye sahip olarak, bu teknolojinin ürünlerinden ülke.."

Proton Hızlandırıcı Tesisi

Arrow
Arrow

Nükleer enerjinin neredeyse tüm kullanım biçimleri, uluslararası anlaşmalar ya da diğer dokümanlarda sıkça yansıtılan ve uluslararası alanda kabul görmüş prensiplere dayalı ulusal yasalar çerçevesinde düzenlenmektedir.

Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ile ilgili anlaşma ve dokümanlar, kamuoyunun bu konudaki endişesine yanıt veren düzenlemeler bakımından özel bir önem taşımaktadır. Bu bağlamda, 1968 Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması uluslararası nükleer silahların yayılmasının önlenmesine temel bir yasal dayanak oluşturmaktadır. 

Uluslararası Nükleer Düzenlemeler

Nükleer enerjinin kullanımında düzenleme, kamuoyu güveni açısından daima gerekli olmuştur. Bu güvenin sağlanması için halkın sağlık, güvenlik ve emniyeti ile doğal çevrenin korunmasını hedefleyen kapsamlı ve etkin yasal bir çerçeve gereklidir. Kamuoyu güveni ayrıca ilgili kuruluşlar olan düzenleyici ve düzenlemeye tabi kuruluşlara güveni de gerektirir. Bu da, diğer unsurlar yanında, şeffaflık ve sağlıklı bir iletişimi gerekli kılmaktadır.

Etkin bir yasal çerçeve, sağlam gereklerle birlikte, bu gereklere uyumun sağlanmasına yönelik alınacak yürütme önlemlerine bağlıdır. Bu çerçevenin, aynı zamanda, teknoloji ve kamuoyu ilgisindeki değişime ayak uydurabilmesi için yeterince esnek olması gereklidir. Son olarak, nükleer enerjinin kullanımından kaynaklanabilecek kazaların sonuçlarının ulusal hudutlarla sınırlanamamasından dolayı, bu çerçevenin uluslararası bir nitelik taşıması gereklidir. 

Ulusal gereklilikler

Nükleer enerjiyi kullanan tüm OECD ülkeleri, sivil nükleer faaliyetlerin yürütülmesine yönelik yasamaya ilişkin genel gerekleri ve bu gereklere uygunluğun sağlanmasına yönelik yetkilerle donatılmış bir kamu otoritesini oluşturmuşlardır.

Ülkelerin çoğu, belirli faaliyetlerin bir kamu otoritesince verilen lisansta belirtilen hüküm ve koşullara uygun olarak, sadece yasaya uygun yapılabileceği bir düzenleme biçimi olan zorunlu lisanslama sistemini oluşturmuştur. Birçok durumda uygunluk, lisanslayıcı otorite tarafından yapılan sistematik denetim ve lisans sahibine uygulanan gereklerin rapor edilmesi ile doğrulanır. Lisans şartları ile uyumsuzluk, ihlalin derecesine bağlı olarak, lisansın askıya alınması veya iptali, para cezası veya lisans sahibi ya da başka bir sorumlunun tutuklanması ile sonuçlanabilir.

Hükümetler, geçmiş yıllarda bilim ve teknolojideki hızlı gelişmeler neticesinde yasamaya ilişkin gereklerin, yeni teknolojilerin kullanımı ile mevcut teknolojilerin yeni kullanımlarına ayak uydurmasını sağlamak durumunda kalmıştır. Bu yapılırken, ulusal yasamanın kapsamı, kamu ve çevrenin yeni gelişmelerden kaynaklanabilecek risklerden korunması amacıyla sürekli genişletilmiştir.

Böylece, günümüz ulusal yasama gerekleri;

  • uranyum madenciliği ve işleme;
  • nükleer madde ile radyasyonun tıp ve araştırmalarda kullanımı;
  • nükleer yakıt da dahil olmak üzere, radyoaktif malzemelerin paketlenmesi ve nakli;
  • güç santrallerinden radyasyon tedavi ünitelerine ve tasarımdan sökülmeye değin tüm aşamalarda, nükleer tesislerin ömrü süresince nükleer güvenlik;
  • nükleer tesis ve maddelerin fiziksel koruması (emniyet);
  • uluslararası nükleer madde, ekipman ve teknoloji ticareti;
  • kullanılmış yakıt ve radyoaktif atık yönetimi;
  • nükleer silahların yayılmasının önlenmesi ve koruma yükümlülükleri;
  • radyolojik acil durum hazırlıkları ve olaya müdahale prosedürleri;
  • kazalardan kaynaklanan zararların tazmini ve sorumluluklar

dahil olmak üzere çok sayıda faaliyeti kapsamaktadır.

Bu yasama gereklerinin birçoğu uluslararası alanda kabul görmüş prensip ve standartlardan türetilmiştir veya bunları esas almaktadır. Örneğin, bazıları hala çok katı şartlar uygulamasına karşın, endüstrileşmiş ülkelerin çoğu doz limitleri bakımından “Uluslararası Radyolojik Koruma Komisyonunun Tavsiyeleri”ni takip etmektedir. Benzer şekilde, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) “İyonlaştırıcı Radyasyondan Korunma ve Radyoaktif Kaynakların Güvenliği için Temel Güvenlik Standartları” ile “Radyoaktif Maddelerin Güvenli Nakli için Düzenlemeleri”ni takip etmektedirler. Bu uluslararası dokümanlar, ulusal hükümetler ile uzmanların işbirliği ve önerileri ile ortaya çıkmaktadır. 

Uluslararası çerçeve

Nükleer alanda, çoğu OECD ülkesinin de taraf olduğu, nükleer silahların yayılmasının önlenmesi, nükleer maddelerin fiziksel korunması, nükleer bir kaza durumunda işbirliği ve karşılıklı yardım, nükleer güvenlik ve radyoaktif atık yönetimi gibi çeşitli uluslararası sözleşmeler bulunmaktadır. Bunlardan en önemli olanları aşağıda verilmektedir:

  • Nükleer silah ve teknolojilerinin yayılmasını önlemeyi ve nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanımının teşvik edilmesini sağlamayı amaçlayan Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (1970 yılından beri yürürlükte).
  • Sözleşmeye taraf ülkelere, ülke sınırları dahilinde veya uluslararası taşımacılıkta[1] nükleer maddelerin fiziksel korumasına dair yükümlülükler getiren Nükleer Maddelerin Fiziksel Koruması Sözleşmesi (1987 yılında yürürlüğe girmiştir).
  • Sınır ötesi sonuçlar yaratabilecek bir nükleer kaza durumunda UAEA ile komşu ülkelere bildirimde bulunulmasını sağlamaya yönelik bir sistem oluşturan Nükleer Kazaların Erken Bildirimi Sözleşmesi (1986 yılında yürürlüğe girmiştir).
  • Bir nükleer kaza veya acil radyolojik durumda yardım ve desteğin derhal sağlanmasına yönelik uluslararası bir çerçeve oluşturan Nükleer Kaza veya Acil Radyolojik Durumlarda Yardım Sözleşmesi (1987 yılından beri yürürlükte).
  • Nükleer güvenlik uygulamaları ve düzenlemelerine uluslararası ölçütler saptanarak işletmedeki nükleer güç santrallerinde yüksek bir güvenlik seviyesinin korunmasını amaçlayan özendirici bir sözleşme[2] olan Nükleer Güvenlik Sözleşmesi (1996 yılında yürürlüğe girmiştir).
  • Ulusal önlemler ve uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ile yüksek bir güvenlik seviyesine ulaşmayı ve bunu sürdürmeyi hedefleyen ve özendirici bir sözleşme olan Kullanılmış Yakıt Yönetimi ile Radyoaktif Atık Yönetim Güvenliği Ortak Sözleşmesi (2001 yılında yürürlüğe girmiştir).

Bu sözleşmelere ilaveten, Çek Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu ve Slovak Cumhuriyeti ile Ukrayna arasında nükleer maddelerin taşınmasına dair 1998 yılında yapılan işbirliği anlaşmaları örneklerinde olduğu gibi komşu ülkeler arasında önemli sayıda çok taraflı anlaşmalar yürürlüğe girmiştir. Ayrıca, teknik bilgi ve uzman değişimi; deneysel ekipman ve malzeme sağlanması; ortak projelerin yürütülmesi gibi konularda ikili işbirliği anlaşmaları ile güvenlik ve radyolojik korunma konularında benzer anlaşmalar mevcuttur.

Son olarak, kılavuz ve standartların belirlenmesi, uluslararası tartışma ortamı ve karşılıklı yardım sağlamaya yönelik olarak Avrupa Birliği gibi uluslar üstü organlar ile UAEA ve OECD/NEA gibi uluslararası organizasyonlar rutin faaliyetler gerçekleştirmektedir. Avrupa Birliği’nde bu faaliyetler, üyeleri bağlayıcı nitelikte çeşitli Konsey Düzenlemeleri, direktif ve diğer dokümanları kapsamaktadır.

Sorumluluk ve tazminatlar için özel bir rejim

OECD ülkelerinin çoğu, nükleer kazalardan zarar görenlerin tazminat başvurusunda bulunmalarını sağlamak üzere özel sorumluluk ve tazminat yasaları benimsemiştir. Bu özel rejimler, riskli faaliyetlerden kaynaklanan zararlarda sorumluluğu belirleyen, normal yasal prensiplerden ayrılan özel durumlardır.

Bu rejimlere bağlı olarak, bir nükleer tesis[3] işleticisi, işlettiği tesiste meydana gelen nükleer bir kaza neticesinde veya bu tesisten kaynaklanan nükleer madde ile ilişkili olarak üçüncü şahısların göreceği nükleer zararlardan, tamamen ve sadece kendisi sorumludur.Bununla birlikte genellikle, sorumluluk ve zararlara ilişkin davacı olunma süresi için bir limit belirlenir. OECD dahilindeki bir nükleer tesis işleticisinin, uğranılan zararların karşılanması bakımından sorumluluğu kapsamındaki mali güvenceyi sağlaması gereklidir. Mali güvencenin banka garantisi, teminatlar, devlet garantisi veya devlet sigortası gibi çeşitli araçlarla elde edilebilmesine karşın, pratikte özel sigorta en yaygın mali güvence şeklidir.

Kapsanan riskler ve yüksek tazminatlar dikkate alındığında tek bir sigorta şirketinin bu riski yalnız başına üstlenmesi mümkün olmamaktadır. Dolayısıyla her ülkede, özel nükleer sigorta, bir sigorta şirketi grubunun ortak sigorta esasına[4] dayalı olarak oluşturduğu bir havuzla sağlanır. 1950’lerin ortasında başlayan oluşumlardan günümüze, daha fazla sayıda şirketin katılımı ve artan deneyimlerle birlikte sigorta havuzlarının kapasiteleri birkaç kat artarak daha fazla riski üstlenmeleri olanaklı olmuştur. Ancak, kaynakların birleştirilmesine karşın toplam finans kapasiteleri genellikle nükleer güç santral işleticisinin talep ettiği finanssal garanti miktarının altında kalmaktadır. Sonuç olarak, ulusal sigorta havuzları diğer ulusal sigorta havuzları ile işbirliği yaparak sigorta miktarı ve kapsamını dengelemeye çalışmaktadırlar. Genel olarak, ulusal sponsor havuzu sigortalıya sigortanın tümünü sağlayacağını taahhüt etmekte ve başka bir havuzla yapılan yeniden sigorta[5] kontratı yoluyla bu miktarın büyük bölümünü sigortalamaktadır.

İşletici sorumluluk miktarlarının ciddi bir nükleer kazanın sonuçlarını karşılamaya yeterli olamayacağı kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu mali güvenlik gereklerinin desteklenmesi için, çoğu OECD üye ülkesinin, işleticinin mali teminatının uğranan zararları karşılamaya yeterli olamadığı durumlarda kamu fonları dışında ilave mali yardım veya tazminatın sağlanması için mekanizma veya politikaları mevcuttur. Buna ilişkin önlem ve miktarlar ülkeden ülkeye değişiklik göstermektedir.

Bu ulusal tazminat rejimlerine ilaveten, birçok ülke sınır ötesi etkileri olan bir nükleer kazadan tazminat talep etme işlemindeki karmaşıklığın üstesinden gelmek üzere sorumluluk ve tazminat rejimlerini tesis eden çeşitli uluslararası sözleşmelerden biri ya da birkaçına taraf olmuş veya bunları imzalamış bulunmaktadır. Bu sözleşmeler aşağıdakileri kapsamaktadır.

  • Nükleer Enerji Alanında Üçüncü Taraf Sorumluluğuna dair 1960 Paris Sözleşmesi (Paris Sözleşmesi).
  • Paris Konvansiyonuna Ek 1963 Brüksel Sözleşmesi (Brüksel Ek Sözleşmesi).
  • Nükleer Zararlardaki Sivil Sorumluluğa dair 1963 Viyana Sözleşmesi (Viyana Sözleşmesi).
  • Viyana Konvansiyonu ile Paris Konvansiyonunun Uygulanmasına İlişkin 1988 Ortak Protokolü (1988 Ortak Protokolü).
  • Nükleer Zararlardaki Sivil Sorumluluğa dair Viyana Sözleşmesinin değiştirilmesine yönelik 1997 Protokolü (Viyana Değişiklik Protokolü)[6],
  • Nükleer Zararların İlave Tazminine dair 1997 Sözleşmesi [7].

Paris ve Viyana Sözleşmeleri ile Viyana Değişiklik Protokolü aynı temel ilkeleri içermektedir. Bunlar;

  • Üçüncü tarafın nükleer zararlarından işleticinin sadece ve tam olarak sorumluluğu,
  • İşleticinin bu sorumluluğu mali olarak sağlama zorunluluğu,
  • İşleticinin sorumluluk miktarındaki sınırlama ve mağdurların taleplerini gündeme getirmedeki zaman sınırlaması,
  • Mağdurların milliyet, konut veya ikamet ayrımına tabi tutulmaması,
  • Yargılama yetkisi: belirli bir kazadan kaynaklanan tazminata ilişkin tüm iddiaların tek bir mahkemece belirlenmesidir.

1988 Ortak Protokolü, Paris ile Viyana Sözleşmeleri arasında coğrafi bir bağ işlevi görmektedir. Brüksel Ek Sözleşmesi, Paris Sözleşmesine tabi ilave tazminatlar sağlamaktadır. Destekleyici Tazminat Sözleşmesi, Paris Sözleşmesi, Viyana Sözleşmesi veya bu Sözleşmede tanımlanan bir ülke grubunun yasamasına tabi destekleyici tazminatın sağlanmasına yönelik olarak tasarlanmıştır.

Nükleer işleticilerin bu sözleşmelere tabi yükümlülük miktarları:

  • Viyana Sözleşmesi minimum 5 Milyon A.B.D. Doları tutarında bir yükümlülük koymaktadır[8].
  • Kontrat taraflarının çoğunun, nükleer işleticilere ulusal yasamaya uygun olarak genellikle 150 Milyon SDR (yaklaşık 220 Milyon Euro) mertebesinde olmak üzere daha yüksek meblağlarda yükümlülük koymalarına karşın Paris Sözleşmesi, maksimum yükümlülük miktarı için 15 Milyon SDR (yaklaşık 22 Milyon Euro) kadar bir yükümlülük getirmektedir.
  • Brüksel Ek Sözleşmesi işleticinin mali güvencesi, sorumlu işletici tesisinin bulunduğu ülkece sağlanan kamu fonları ve tüm sözleşme taraflarınca sağlanan kamu fonları yoluyla maksimum 300 Milyon SDR tutarında bir miktarın sağlanmasını gerekli kılmaktadır.
  • Viyana Değişiklik Protokolü minimum sorumluluk miktarını 300 Milyon SDR (yaklaşık 450 Milyon Euro) (bunun yarısı tesisin bulunduğu bölgedeki ülkece sağlanabilecektir) olarak belirlemektedir.

Paris ve Brüksel Ek Sözleşmeleri halen revizyon aşamasındadır. Bu revizyonların yürürlüğe girmesi ile Paris Sözleşmesince belirlenen sorumluluk sınırları taraflarca 700 Milyon Euro’dan daha az olarak belirlenemeyecek, birleşik Paris-Brüksel rejimince sağlanması gereken miktar maksimum 1,5 Milyar Euro’ya çıkacaktır.

OECD ülkelerinin taraf olduğu tazminat sözleşmeleri ve uluslararası sorumluluklarının bir özeti Tablo 1’de verilmiştir. Tablo 1, ülkelerin taraf olduğu sözleşmeler çerçevesinde farklılık gösteren, nükleer işleticilerin ulusal yasama tarafından belirlenen sorumluluk miktarlarını göstermektedir. Nükleer tesis işleticileri sorumluluk miktarlarına eşit mali güvenceyi sağlamak durumundadır. Buna karşın, bazı ülkeler çok yüksek, hatta sınırsız sorumluluk miktarları belirlemiştir. Bu gibi durumlarda, işleticilerin sigorta edinebilmesini sağlamak üzere daha düşük mali güvence sınırları konmuş olup bunlar tabloda belirtilmiştir.

Görüldüğü üzere, çoğu ülke ulusal yasamalarında özdeş prensipleri benimsemelerine karşın, ABD, Çin, G. Kore, İsviçre, Japonya, Kanada ve Rusya Federasyonu gibi önemli miktarlarda nükleer güç üreten birçok ülke bu konvansiyonlara taraf değildir.

Nükleer yasalar, geçmişte olduğu gibi gelecekte de hem ulusal hem de uluslararası düzeylerde evrimleşmeye devam edecektir. Bu evrimleşme, nükleer alandaki bilimsel ve teknolojik gelişmelere paralel kullanımla birlikte halkın sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve çevrenin korunması sağlanırken, nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanımından azami faydanın sağlanması ihtiyacını da yansıtacaktır.


Tablo 8.1. Uluslararası Yükümlülük, Tazminat Sözleşmeleri ve OECD Üye Ülkelerindeki Miktarlar[9].

 

Paris Sözl.

BSC

Viyana Sözl.

Ortak Protokol

Ulusal yasalarca konan yaklaşık işletici yükümlülük miktarları[10]

A.B.D.

 

 

 

 

9700 Milyon A.B.D. Doları (mali güvence sınırı 200 Milyon A.B.D. Doları olarak belirlenmiş olmasına karşın)

Almanya

ü

ü

 

ü

~2,5 Milyar Euro tutarında bir mali güvence belirlenmesine karşın sorumluluk sınırsızdır

Avustralya

 

 

 

 

Belirli bir yasal düzenleme yoktur

Avusturya

 

 

 

 

Maksimum ~400 Milyon Euro tutarında bir mali güvence belirlenmesine karşın sorumluluk sınırsızdır

Belçika

ü

ü

 

 

300 Milyon Euro

Çek Cum.

 

 

ü

ü

 

Danimarka

ü

ü

 

ü

60 Milyon SDR (~90 Milyon Euro)

Finlandiya

ü

ü

 

ü

175 Milyon SDR (~260 Milyon Euro)

Fransa

ü

ü

 

 

91.5 Milyon Euro

G. Kore

 

 

 

 

300 Milyon SDR (~450 Milyon Euro)

Hollanda

ü

ü

 

ü

340 Milyon Euro

İngiltere

ü

ü

 

 

140 Milyon Sterlin

İspanya

ü

ü

 

 

150 Milyon Euro

İsveç

ü

ü

 

ü

300 Milyon SDR (~450 Milyon Euro)

İsviçre

 

 

 

 

~1 Milyar Euro tutarında bir mali güvence belirlenmesine karşın sorumluluk sınırsızdır

İzlanda

 

 

 

 

Belirli bir yasal düzenleme yoktur

İrlanda

 

 

 

 

Belirli bir yasal düzenleme yoktur

İtalya

ü

ü

 

ü

4 Milyon Euro

Japonya

 

 

 

 

10 MW’tan büyük reaktörler için 60 Milyar Japon Yen’i tutarında bir mali güvence belirlenmesine karşın sorumluluk sınırsızdır[11].

Kanada

 

 

 

 

75 Milyon Kanada Doları tutarında mali güvence

Lüksembourg

 

 

 

 

Belirli bir yasal düzenleme yoktur

Macaristan

 

 

ü

ü

100 Milyon SDR (~150 Milyon Euro)

Meksika

 

 

ü

 

100 Milyon MeksikaPesetası

Norveç

ü

ü

 

ü

60 Milyon SDR (~90 Milyon Euro)

Polonya

 

 

ü

ü

150 Milyon SDR (~225 Milyon Euro)

Portekiz

ü

 

 

 

Belirli bir yasal düzenleme yoktur

Slovak Cum.

 

 

ü

ü

2 Milyar Slovak Kronu

Türkiye

ü

 

 

 

Belirli bir yasal düzenleme yoktur

Yeni Zelanda

 

 

 

 

Belirli bir yasal düzenleme yoktur

Yunanistan

ü

 

 

ü

Belirli bir yasal düzenleme yoktur

 

Nükleer Silahsızlanma

Nükleer silahların yüksek tahrip potansiyeli, uluslararası toplumu bunların yayılmasını önlemeye yöneltmiştir. Bununla birlikte, nükleer enerjinin barışçıl amaçlarla kullanımının bir çok yarar sağladığı da görülmüştür. Nükleer enerji ve nükleer araştırma tesislerinin kullanımına yönelik çalışmalar sırasında nükleer silahlara ilişkin bilgilerin edinilebilmesi, dolayısıyla sivil nükleer gelişmenin sürdürülmesi sırasında nükleer silahların yayılmasının önlenmesi zorlaşmaktadır. Bu nedenle nükleer silahların yayılma riski, nükleer enerji için önemli bir konu olarak kalmaya ve nükleer enerjinin sivil ve askeri kullanımı arasındaki bağın etkin ve kalıcı bir biçimde kesilememesi durumunda kamuoyu için önemli bir kaygı meselesi olmaya devam edecektir. Nükleer silahların edinilmesi sadece özel fisil malzeme değil, aynı zamanda tasarımı, yapımı, yönetimi ve taşınabilmesi için gerekli bilgi ve teknoloji gerektiren karmaşık bir girişimdir.

1946 yılından başlamak üzere uluslararası toplum, nükleer madde ve kritik teknolojilere erişimin önlenmesi, denemelerin engellenmesi ve nükleer silahların naklinde gerekli olan teknolojilere erişimin denetlenmesi amacıyla bu esasların her birini hedeflemiştir. Bu çabalar, nükleer silahların yayılmasının önlenmesine yönelik tüm çalışmalara temel oluşturmayı sürdüren Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT, 1970 yılından beri yürürlükte), Nükleer Denemelerin Kapsamlı Yasaklanması Antlaşması (CTBT- Kasım 2009 da 151 ülke yürürlüğe sokmuş, 31 ülke imzalamış ama yürürlüğe sokmamıştır) gibi bir dizi antlaşmayla sonuçlanmıştır.

NPT Antlaşması dünyayı, antlaşmanın yürürlüğe girdiği tarihte nükleer silah sahibi ülkeler (A.B.D., Çin, Fransa, Rusya ve İngiltere) ve antlaşmaya taraf ancak nükleer silah sahibi olmayan ülkeler olmak üzere iki gruba ayırmıştır. Anlaşmayı 189 ülke kabul etmiştir. Bu antlaşma ile nükleer silah sahibi her ülke nükleer silahları transfer etmemeyi, nükleer silah sahibi olmayan ülkelerin bu silahları geliştirmesine yardımcı olmamayı ve nükleer silahsızlanmaya ulaşılmasına yönelik çalışmalarda bulunmayı taahhüt etmektedir. İsrail, Hindistan ve Pakistan bu güne kadar NPT Antlaşmasını imzalamayı reddetmiştir. Kuzey Kore 2003 yılında anlaşmadan çekilmiştir.

Nükleer maddelerin denetimi

UAEA denetimleri ülkelerin sahip oldukları nükleer maddelerin barışçıl amaçlar dışındaki kullanımını gözetleyen ve caydıran önemli araçlardır. NPT Antlaşmasına taraf, nükleer silah sahibi olmayan ülkeler sahip oldukları tüm nükleer maddelere ilişkin UAEA güvenlik denetimi uygulamalarını kabul etmek durumundadır. Bu tür kapsamlı güvenlik denetimi anlaşmaları nükleer silah sahibi olmayan ülkelerin nükleer silah yapmama taahhüdünü sağlamayı amaçlamaktadır. Ayrıca, buna zorunlu kılınmamakla birlikte, nükleer silah sahibi ülkeler sivil nükleer faaliyetlerinin bir kısmı veya tümünün UAEA tarafından doğrulanmasına izin veren güvenlik denetimi anlaşmalarını sonuçlandırmıştır (gönüllü teklif olarak adlandırılmaktadır). UAEA güvenlik denetimleri, tesis veya ilgili nükleer madde tedarikçilerinin talepleri doğrultusunda sadece belirlenen tesislere ilişkin olarak NPT Antlaşmasını imzalamayan ülkelere (İsrail, Hindistan ve Pakistan) de uygulanmaktadır. Olası bildirilmemiş nükleer faaliyetlerin tespit kabiliyetini geliştirmeye dair önlemleri içeren ilave güvenlik denetimleri protokolü 1997 yılında kabul edilmiştir.

Güvenlik denetimlerinin esası nükleer madde, tesis ve faaliyetlere sahip bir ülkenin bunlara dair bildirimde bulunması ve UAEA denetim veya erişimi ile bu bilginin doğrulanmasıdır. Denetimler genellikle önceden bildirilmekle birlikte yılda bir defadan az olmamak üzere rasgele yapılır. Hatta en hassas tesislerdeki fiziki denetimler sürekli yapılabilir. UAEA denetim faaliyetleri nükleer tesis tasarımlarının bildirildiği gibi olup olmadığının doğrulanması, işletme kayıtlarının incelenmesi, nükleer maddelerin örneklenmesi ve ölçümü, maddelere dair bilgilerin korunmasına yönelik gözetim ekipmanları ile mühürleme araçlarının kullanımı gibi unsurları kapsayabilmektedir. Ek güvence denetim protokolü ülkelerin nükleer faaliyetlerine (nükleer madde içermeyen ve çift kullanım faaliyetlerini kapsayacak kadar) ilişkin daha kapsamlı bilgiler vermesini ve UAEA’nın ilgili tüm yerlere habersiz olarak ya da davete dayanarak erişimine izin vermesini gerektirmektedir.

 

 

NÜKLEER SİLAHLARIN

YAYILMASININ

ÖNLENMESİ

Şekil 8.1. Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesindeki Unsurlar

 

UAEA güvence denetimleri, Euratom güvence denetimleri programı ve Brezilya-Arjantin Nükleer Maddelerin Sayım ve Kontrolü gibi diğer bölgesel düzenlemelerle tamamlanmaktadır. Ayrıca, ulusal emniyet tedbirleri nükleer madde ve teknolojilerin çalınması veya barışçıl amaçlara aykırı kullanımının önlenmesi ile birlikte sabotajların engellenmesine yönelik olarak da kullanılmaktadır. Bu emniyet tedbirleri büyük oranda emniyetli tesisler, silahlı muhafızlar, özel kilitler, giriş kodları ve kameralar gibi fiziksel emniyet kontrollerinden oluşmakla birlikte hassas bilgilere erişimin sınırlandırılması ve bireysel adli sicil kayıtları gibi kurumsal denetimleri de kapsamaktadır. 

Anahtar teknolojilerin denetimi

Bazı anahtar teknolojiler ve maddeler çok katı uluslararası ihracat denetimlerine tabidir. Nükleer Tedarikçiler Grubu (NSG, “Nuclear Suppliers Group”), anahtar teknolojiler ve maddelerin transferini düzenleyen bir dizi nükleer tedarikçi kılavuzlarına sahiptir. Nükleer Transferler Kılavuzu, ihracat tetikleme listesinde tanımlanan nükleer madde, ekipman, teknoloji, bileşen ve tesislerin transferi ile ilgilidir. NSG üyeleri tetik listesinde tanımlanan kalemleri UAEA ile kapsamlı güvenlik denetimleri anlaşması bulunmayan ve nükleer silah sahibi olmayan ülkelere transfer etmeyeceklerini kabul etmiştir. Ayrıca NSG’nin, yüksek hızlı bilgisayarlar gibi nükleer alanlardaki kullanımla birlikte nükleer dışı kullanım özelliğine sahip teknolojilerin transferine dair kılavuzları da bulunmaktadır.

Benzer şekilde, NPT’ye taraf ülkelerin çoğu, Füze Teknolojileri Denetim Rejimi yoluyla nükleer silah fırlatabilecek füze teknolojilerinin denetiminde de işbirliği yapmaktadır. Örneğin, G-8 yasadışı ticaret programı ile UAEA’nın tamamlayıcı faaliyetleri olmak üzere nükleer madde kaçakçılığının engellenmesine yönelik çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Ayrıca, birçok ülke kuşkulu yasadışı nükleer madde ve teknoloji ticareti konusundaki bilgileri paylaşmakta ve şüpheli ya da gerçek silahlanma faaliyetlerinin olması durumunda yaptırımlar uygulayabilmektedir. 

Nükleer silah denemelerinin denetimi

“Nükleer denemelerin kapsamlı yasaklanması” görüşmeleri Ocak 1994’te başlatılmış ve CTBT Eylül 1996’da sonuçlandırılmıştır. Ancak bu antlaşma, nükleer güç tesisi veya araştırma reaktörü bulunan 44 ülkenin tümünün onaylamasına kadar yürürlüğe girmeyecektir. Söz konusu Antlaşma, sivil ve askeri tüm nükleer patlamaları yasaklamaktadır. Antlaşma hükümleri gereğince imza sahipleri, denetimlerinde olan veya yetkili oldukları tüm bölgelerdeki nükleer patlamaları yasaklamayı veya önlemeyi ve de hiçbir nükleer patlamaya herhangi bir şekilde katılarak destek vermeyeceklerini kabul etmiştir. Antlaşma; yerinde denetim, danışma ve açıklığa kavuşturma koşulları ile karşılıklı güvenin tesisi gibi önlemler dahil olmak üzere kapsamlı bir doğrulama rejimini getirmektedir.

 

Nükleer terörizm

Son gelişmeler, nükleer veya radyoaktif maddelerin terör amaçlı kullanımına dair kaygıları yinelemiştir. “Kirli bomba“ olarak adlandırılan ve geleneksel patlayıcıların kullanılmasıyla radyoaktif maddelerin saçılma potansiyeli olan bu maddelere ilişkin ulusal ve uluslararası denetimin önemini arttırmaktadır. Buna yönelik olarak örneğin, UAEA radyoaktif kaynakların emniyetini geliştirmeye yönelik uluslararası bir çerçeve oluşturmaya çalışmaktadır.

Nükleer madde, denemeler ve anahtar teknolojilere yönelik ulusal ve uluslararası denetimler nükleer silahların yayılmasını yavaşlatmayı sağlayabilmiştir. Ancak, uluslararası yükümlülüklerini ihlal eden ve nükleer silahların yayılmasının önlenmesi rejimine katılmayı reddeden ülkelerden kaynaklanan zorluklar şimdiye kadar gösterilen çaba ve dikkatin sürdürülmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.



[1] Bu sözleşmenin revizyonu halen görüşülmektedir. Mevcut konvansiyon halen sadece uluslararası taşımacılıkta nükleer maddelerin fiziksel korunmasını kapsamasına karşın bunun, ülke içinde kullanım, depolama veya taşıma ve bu maddelere sabotajı da kapsaması beklenmektedir.

[2] Uygunluğun sağlanmasına yönelik olarak, denetim ve yaptırımlardan ziyade gönüllülük esasına dayalı bir sözleşme oluşturulmuştur.

[3] Nükleer tesis tanımı ülkeden ülkeye değişiklik göstermekle birlikte burada genel olarak, nükleer reaktör, nükleer yakıt üretim ve işleme tesisleri, izotop ayrıştırma tesisleri, ışınlanmış nükleer yakıt yeniden işleme tesisi, nükleer yakıt veya radyoaktif ürün ya da atık depolama veya nihai depolama tesislerini kapsamaktadır.

[4] Ortak sigorta, payları toplamı % 100 olacak şekilde bir sigorta şirketler grubunun belirli riskleri ortaklaşa üstlenmeleri demektir.

[5] Yeniden sigortalama, sigortacı ya da ortak sigortacının üstlendiği riskin bir bölümünü başka bir sigortacıya esasen kendinin sigortaladığı riskin primlerini ödemeyerek devretmesidir.

[6] Bu sözleşme 2003 yılında az bir sayıdaki üye tarafından yürürlüğe sokulmuştur.

[7] Bu sözleşme 1 Ocak 2010 tarihi itibariyle henüz yürürlüğe girmemiştir.

[8] Bu miktar 29 Nisan 1963 tarihli altın fiyatı (bir troyons saf altın 35 A.B.D. Doları) referans alınarak belirlenmiştir.

[9] OECD Nükleer Enerji Ajansının resmi olmayan istatistikleri (Ekim 2002).

[10] 1 SDR=1,48 Euro (20 Şubat 2003 tarihinde IMF’nin SDR için belirlediği değer).

[11] 10 MW’tan daha küçük reaktörlerin güvence limiti 12 Milyar , diğer reaktörler için ise 2 Milyar Japon Yenidir.

Yayın Akışımıza Abone Olun!

Yeni eklenen duyurulardan haberdar olmak için yayın akışımıza abone olun.