Bölüm
1 - Nükleer Enerji |
NÜKLEER
SANTRALLARLA İLGİLİ GÖRÜŞLER
Bu
sayfada nükleer santrallarla ilgili olumlu veya olumsuz görüşler
sunulmaktadır. Lütfen, burada yayınlanmasını istediğiniz görüşlerinizi,
varsa yararlandığınız kaynakları belirterek
webposta@taek.gov.tr adresine gönderiniz. Katkılarınızla,
bu görüşlerin bir arada sunulması ve farklı görüşler arasında
bir köprü oluşması hedeflenmektedir.
|
Olumsuz |
Olumlu |
| Doğal
Gaz / Nükleer |
| Ülkemizde
enerji konjektürü değişmiştir, 20 yıl önce hayal bile edilemeyen
doğal gaz kullanılmaktadır. |
Elektrik
üretiminin sürekliliği yönünden, nükleer santrallar, termik
ve hidrolik santrallara göre daha güvenli ve emre amadedir.
Günümüzde elektrik
enerjisi üretimi için artan bir hızda kullanılmaya başlayan
gaz santrallarının da toplam enerji üretimindeki yüzdesinin
belli bir oranı geçmesi stratejik olarak ülke çıkarlarıyla
bağdaşmayacaktır.
Hali hazırda, Türkiye’nin olası bir gaz kesinti riskini
varsayarak, gaz kullanarak elde edilen enerjinin genel
enerji üretimi oranına getirdiği bir kısıntı yoktur. (
Gaz depolama kapasitesi ise 1996 yılında 8 günlük tüketim
idi).
|
| Enerji
Talebi, Yenilenebilir enerji |
| Enerji
talep tahminlerinin sağlıklı yapılmamasından dolayı var
olacak açık abartılmıştır.
Hidrolik
ve termik yerli potansiyelimiz var olanın çok altında
hesaplanmıştır, 1970'li yılların sonlarında termik kapasite
en çok 50 GWs, hidrolik kapasite ençok 75 GWs, günümüzde
ise termik 120 GWs, hidrolik kapasite ise 125 GWs olarak
tahmin edilmektedir, hidrolik potansiyelimizin daha yüzde
70’inin bakir durumda olmasından dolayı nükleer enerji
teknik bir zorunluluk olamaz ve acele edilmemelidir, |
2000
yılından sonra tahmin edilen talebin karşılanabilmesi için
ilave güç santrallarına ihtiyaç bulunmaktadır, yerli hidrolik
ve termik kaynaklar yetersiz olduğu için, ithal kaynaklı
seçenekler içinde nükleerin de olması gereklidir. |
| Rüzgar,
güneş ve jeotermal gibi yenilenebilir kaynaklar, dünya enerji
üretiminde azımsanamayacak katkılar sağlamaktadırlar. |
Rüzgar,
güneş veya jeotermal enerji kullanımının yöresel katkılarının
dışında genel enerji açığını karşılamaktan uzaktır.
Dünya
elektrik enerjisi üretiminin %80'inin yenilenemeyen kaynaklardan,
%19'u ise hidrolik kaynaklardan sağlanmakta, rüzgar, güneş,
jeotermal, biokütle gibi yenilenebilir kaynakların payı
ise %1’in altında kalmaktadır. (Ref: Nükleer Mühendisler
Derneği).
Nükleer
santrallarda kullanılan yakıtın temin edilmesinde ve saklanmasında
avantajları bulunmaktadır, 1000 MWe üreten bir nükleer
santral her yıl yaklaşık 30 ton (7 m3) yakıt tüketir.
Toryum
madeninin nükleer santrallarda yerli rezerv olarak kullanıldığında,
ülke enerji gereksiniminin karşılanmasında çok ciddi bir
alternatif olabileceği düşünülmelidir.
Türkiye'nin
toryum rezervlerinin çıkarılmasının toryum tenörünün düşük
olmasına rağmen nadir toprak elementlerinin değerlendirilmesi
ile birlikte düşünüldüğünde fizibil olabilecektir. |
| Verimlilik,
enerji kayıpları |
| Enerji
açığının karşılanmasında acil olarak yeni kaynaklar yaratmak
yerine var olan kapasiteyi daha verimli kullanmak için dağıtım
şebekesinin rehabilite edilmesi gerekmektedir, Şebeke kayıpları
%18 civarındadır, 2010 yılında düşünülen 2000 MWe nükleer
kapasitenin, üretilecek toplam enerjinin %5'ini geçemeyeceği
hesaplanmıştır, bu %5 ile uğraşmak yerine %18 değerinin
azaltılması gerekir. |
Kayıplar,
iletim ve dağıtım olarak iki türlüdür. İletim kayıpları
uluslararası standartlarda olduğu halde faturalanmamış kayıplar
dağıtımda önemli bir yüzdeyi oluşturmaktadır. |
| Nükleer
atıklar |
| |
Nükleer
santrallarda kullanılan kullanılmış yakıtlar, 10-20 yıl
süre ile santral sahasında saklanacaklardır. Bu dönemde
aktivitelerinin %98'inden fazlasını kaybedeceklerdir. Asıl
sorunu oluşturan uzun ömürlü radyoaktif maddeler de camlaştırılacak,
camlaştırılan bu maddeler de kademeli koruma mantığı çerçevesinde
kurşun, beton ve korozyona dayanıklı kaplar içine konulacak,
bu kaplar da jeolojik olarak kararlı bölgelerde yerin yaklaşık
1000 m altında hazırlanacak beton zırhlı galerilerde saklanacaktır.
1000
MWe gücündeki bir nükleer reaktör, yılda yaklaşık olarak
27 ton (7 m3) kullanılmış yakıt atığı üretmektedir. |
| Teknoloji |
| Nükleer
enerji üretimi, dünyada vaz geçilen bir teknolojidir.
Türkiye'de
yapılması planlanan santral, modası geçmiş ve eski teknoloji
ile tasarlanmış olacaktır. |
Dünya
geneline bakıldığında yeni kurulacak nükleer santralların
sayısının çok sınırlı kaldığı doğrudur, ancak her ülkenin
enerji planları, kendisine özgü özellikler taşımaktadır.
Bu bağlamda herhangi bir teknolojinin kullanım artış hızı,
dünya ve bölgesel koşulların paralelinde, dönem dönem değişiklikler
arzedebilir. Bu gün Avrupa'da bir çok ülkede yeni nükleer
santral yapımından vaz geçildiği kesinlikle doğru değildir.
Bu ülkelerin enerji stratejilerine bakıldığında enerji açıklarını
ağırlıklı olarak Fransa’dan karşıladıkları görülür. Fransa,
toplam enerji üretiminin %75'ini nükleerden sağlamakla birlikte,
aynı zamanda nükleer enerjiye dayalı bir enerji ihracatçısı
konumuna gelmiştir. 2000 yılındaki toplam ihracatını yaklaşık
olarak 70 TWh olacak şekilde planlanlamaktadır. Günümüzde
Fransa'nın diğer Avrupa ülkelerine yaptığı ihracat: 17000
GWh (İngiltere), 15000 GWh (Almanya), 18000 GWh (İtalya),
7500 GWh (İsviçre).
Bazı
Avrupa ülkelerinin yeni nükleer santral kurmama kararının
altında, o ülkelerin bu teknolojiden vaz geçtikleri anlamı
çıkarılmamalıdır. Sadece öznel koşulların getirdiği stratejiler
çerçevesinde başka ülkelerden özellikle Fransa'dan enerji
ithal etme yönünde tercihleri, pratikte, nükleer kaynaklı
enerji kullanımında artış yaptıklarını göstermektedir.
Bugün Alman Siemens firması, Almanya'da yeni bir nükleer
santral kurulmasa bile, Framatom (Fransa) ile birlikte
nükleer teknoloji alanında yatırım yapmakta ve yeni bir
nükleer reaktör tipi (EPR) üzerinde çalışmaktadır. EPR
reaktörlerinin ilk olarak Fransa’da kurulması planlanmaktadır.
Ayrıca, Almanya'da ileriye yönelik toryum yakıtlı çevrimler
üzerinde çalışılmaktadır. (Ref: Nuclear Engineering International,
February 1996)
Türkiye'ye
teklif edilen nükleer santrallar için, kurucu firmanın
kendi ülkesinde kurduğu santralların en yenisi örnek alınacaktır.
Bu durum, TEAŞ'nin şartnamesinde güvence altına alınmştır.
Bu bağlamda, kurucu firma, mutlaka bir referans santral
göstermek zorunluluğundadır. |
| Ülke
sanayiine yüksek teknoloji ve kalite getireceği söylenen
nükleer santrallar, bu beklentiyi boşa çıkaracaktır, çünkü
ülkenin uzun vadeli nükleer teknoloji politikası ve buna
yönelik insan kaynağı ve altyapı geliştirme niyeti bulunmamaktadır.
Aksine dışa bağımlılığı artıracaktır.
Türkiye,
var olan kapasitesiyle bir nükleer santralın kurulmasının,
işletilmesinin ve denetiminin altından kalkamaz.. |
Türkiye'deki
var olan insan potansiyelinin ve kaynaklarının uygun şekilde
organize edilmesi ve bu yöndeki siyasi destek, kararlılık
ve sürekliliğin temin edilmesi ile nükleer teknojiyi ülke
yararına kullanmak olanaklıdır. Olumlu düşünmek ve bunun
için gerekli adımları atmak gereklidir.
Toryum
potansiyelimizin de hammadde olarak enerji dışa bağımlılığımızı
ortadan kaldırabilecek bir potansiyel olduğu gerçeği göz
ardı edilmemelidir. |
| Yer
seçimi ve deprem |
| Ülkemizde
üzerine nükleer santral yapılacak yer yanlış seçilmiştir.
Bu bölge, deprem bölgesindedir ve sismik analizleri tam
yapılmamıştır. |
Akkuyu
sahası, sismik olarak üzerinde Nükleer santral yapılabilecek
en güvenli yerlerden biridir. Akkuyu ile ilgili yer analizleri,
1970'li yıllarda başlatılmıştır. İTÜ, MTA ve ODTÜ tarafından
hazırlanan birbirleri ile uyumlu teknik raporlar bulunmaktadır
ve bu çalışmalar da uluslararası düzeydedir.
Dünyada
bir çok santral, sismik olarak Akkuyu’dan çok daha aktif
bölgelerde güvenli olarak çalışmaktadırlar,
Nükleer
santralların tasarımında esas alınan deprem kriterleri,
klasik yapılarda kullanılanlara göre son derece tutucu
kabuller içermektedir. Nükleer dışı yapılarda kullanılan
tek bir deprem şiddeti değeri olmasına karşın, nükleer
santrallar 1000 yıl ve 100000 yıllık bir zaman diliminde
olası iki farklı en büyük deprem şiddetine göre tasarlanmaktadırlar.
İlkinin olması durumunda, santral, deprem sonrası normal
işletmesine devam edecek, İkincisinin olması durumunda
ise birçok sistemin zarar göreceği var sayılmasına rağmen,
santralı güvenli bir şekilde durduracak ve soğutulmasını
sağlayacak sistemler ayakta kalacaktır. |
| Olası
Kazalar ve Güvenlik |
| Dünyada
kazalar saklanmaktadır ve hele Türkiye gibi bir ülkede nükleer
santral işletmesiyle ilgili olumsuz her olay saklanacaktır.
|
Nükleer
santralların işletilmesi ile ilgili Türkiye bir çok uluslararası
antlaşma ve sözleşmenin altına imza atmıştır,
Nükleer
Güvenlik Denetimi Antlaşması ile, nükleer alanda Uluslararası
Atom Enerjisi Ajansı Denetimini kabul etmekteyiz, Nükleer
Kaza ve Radyolojik Acil Durum Hallerinde Yardımlaşma Sözleşmesi,
Nükleer Kazaların Erken Bildirimi Sözleşmesi, Fiziksel
Korunma Sözleşmesi, Nükleer Güvenlik Sözleşmesi gibi birçok
uluslarası antlaşma ve anlaşmanın altında Türkiye'nin
imzası bulunmaktadır.
Yurtdışı
ve yurtiçi kamuoyunda nükleer enerji üretimiyle ilgili
olan ve aslında nükleer santralların tasarımında göz önünde
bulundurulan olağan dışı her olay maalesef kaza olarak tanıtılmaktadır. |
| Çevre |
| Nükleer
santrallar, radyoaktif çevresel kirliliğe yol açması nedeniyle
son derece tehlikelidir. |
Fosil
yakıtlı, özellikle kömür santralların, çevre etkisi nükleer
santrallarla kıyaslanamayacak ölçüde olumsuzdur. Tam tersine,
nükleer santrallar, çevre etkisi bakımından tercih edilmesi
gereken bir seçenektir,
Normal
işletme koşulları altında çalışan nükleer reaktörler,
dışarıya verebilecekleri en fazla radyoaktive düzeyi, normal
doğal radyasyon seviyesinin %0.1-1'i ile sınırlandırılmıştır,
pratikteki durum ise bu sınırların altındadır. |
|
|