Nükleer Santrallerin Çevreye Etkileri Var mıdır?

Son güncelleme: Çarşamba, 06 Şubat 2013 16:07

Nükleer güç santrallerinin normal işletme sırasında olduğu gibi kaza durumunda da birey, toplum ve çevreye zarar vermemesi için gerekli önlemler alınır. Bunun en önemli güvencesi söz konusu santrallere inşaat öncesi ve işletme öncesi verilen lisanslar ile işletme döneminde yapılan denetimlerdir.

Santralın inşası, işletimi, sökümü ve atık yönetimi ile ilgili tüm faaliyetleri sırasında ülkemizdeki çevre dahil tüm mevzuatın gerektirdiği izin ve denetime tabii olacaktır. Söz konusu izin ve denetimler, TAEK tarafından verilecek olan izin, lisans ve TAEK tarafından yapılacak denetimler ile EPDK’dan lisans alınması sırasında Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan radyolojik ve radyolojik olmayan tüm çevresel etkilere ılışkin değerlendirmelerı içeren Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu için olumlu kararın alınmasını da kapsamaktadır. Söz konusu izinlerin alınamaması ya da denetimlerde olumsuz sonuçların çıkması halinde santralın inşasına ve faaliyetlerin sürdürülmesine izin verilmeyecektir.

Normal işletme koşullarında ve olabilecek kaza durumlarında nükleer santrallerin çevreye olan etkilerinin TAEK ve diğer ilgili kuruluşlar tarafından belirlenen limitlerin altında olacağının gösterilmesi, yapılacak düzenleme ve denetleme çalışmalarında kullanılacak kabul kriterlerinden birisidir. Ayrıca nükleer santrallerin işletmeleri sırasında çevresel salımları TAEK ve Çevre ve Orman Bakanlığı’nın gözetimi ve denetimi altında olacaktır. Rus tipi nükleer santrallerin normal işletme sırasında çevreye saldıkları radyasyon miktarının bölgedeki doğal radyasyon seviyesinin yaklaşık %1’i kadar olduğu bilinmektedir.

Öte yandan iklim değişikliği ile mücadele kapsamında nükleer enerji ile elektrik üretimi herhangi bir sera gazı salımına yol açmaması dolayısıyla son derece avantajlıdır. Birleşmiş Milletler çerçevesinde ülkemizin sera gazı salımlarının azaltılması hususunda ileride yükleneceği taahhütler açısından nükleer enerjinin önemli ölçüde bir katkısı olacaktır.

Santralin soğutma suyu sistemi, deniz ve karada ekolojik sisteme olabilecek muhtemel etkileri incelenerek ekolojik dengeyi değiştirmeyecek ve deniz suyu sıcaklığını Çevre ve Orman Bakanlığı’nın ilgili mevzuatında belirtilen limitlerden daha fazla arttırmayacak şekilde tasarlanacaktır. Aksi takdirde ÇED için olumlu karar alınamayacaktır. Deniz suyu nükleer santrallerde reaktörü soğutmak için değil türbinden çıkan buharı yoğuşturmak için kullanılmaktadır. Isınarak tekrar denize verilen suyun sıcaklığı 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili mevzuata uygun olacaktır. Isıtılan bu deniz suyunun “o bölgede yaşayan balık ve diğer deniz canlılarını yok edebilecek seviyede” olması söz konusu değildir. Santralın kurulacağı bölgenin fauna ve florası ile ilgili pek çok araştırma yapılmaktadır. Bölge 1970’lerden bu yana yapılan pek çok çalışma ile gözlem altında tutulmuştur. Bu çalışmalar şu an için de devam etmektedir. Santralın tüm Doğu Akdeniz’i etkilemesi söz konusu değildir. Tesisin bölgedeki hayvan ve bitki türleri, dolayısıyla bunlara dayalı ekonomik faaliyetler üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi olması beklenmemektedir. Bölgedeki deniz suyunun genel sıcaklığının yükselmesi ya da radyoaktif hale gelmesi söz konusu değildir. Deniz suyu sıcaklığı çok daha yüksek olan Birleşik Arap Emirlikleri’nde dahi nükleer santral yapılmaktadır. İspanya’da Akdeniz kıyısında olan Vandellos II Santrali halen işletmededir.

İlgili İçerik