|
Çernobil Nükleer Santralı Kazası ve Türkiye
1 - Türkiye'nin Trakya Bölgesi 26 Nisan 1986 tarihinde meydana gelen Çernobil Nükleer Santral kazasından, kazadan bir hafta sonra, 3 Mayıs 1986 tarihindeki sağanak yağmur nedeni ile etkilenmiştir. Doğu Karadeniz Bölgesinin etkilenmesi ise 7-9 Mayıs tarihlerinde olmuştur. Kazanın ilk etkileri 30 Nisan 1986 günü ülkemizin kuzey-batı (Trakya) bölgesi ve Karadeniz kıyılarında çevresel doğal radyasyon düzeylerindeki yükselmeler ile gözlenmiştir.
Bölgenin normal koşullarda 8-10 mikro röntgen / saat olan doğal radyasyon düzeyi 4-5 Mayıs günleri 30-50 mikro röntgen/saat düzeyine ulaşmıştır. En yüksek radyasyon düzeyi 150 mikro röntgen/saat olarak Batı Karadeniz kıyısındaki Karasu'da ölçülmüştür.
Kazanın hemen ardından doğal radyasyon düzeyindeki yükselmelerin tespit edilmesi üzerine Kurumumuzca ülke çapında bir radyasyon ölçüm programı başlatılmıştır. Bu program çerçevesinde Ankara ve İstanbul'daki Merkezlerimizce başta Trakya bölgesi olmak üzere ülke genelinde çevresel örneklerin ve besin maddelerindeki radyoizotopların analizleri yapılmıştır.
Bu ölçüm sonuçlarına göre temel gıda maddeleri olan et, süt ve mamulleri, sebze ve meyveler, baharatlar denetim altına alınmıştır. Buna paralel olarak; ülkemize ithal edilen tüm gıda maddeleri ile diğer gıda katkı maddelerine gümrüklerde yapılan radyasyon kontrolleri sonucunda yurda giriş izni verilmiştir.
Radyasyondan etkilenen bölgelerde üretilen süt haricindeki tüm gıdaların AET limitlerinin altında radyoaktivite ihtiva ettiği tespit edilmiş, I-131 ile kontamine olmuş sütler ise tüm Avrupa ülkelerinde olduğu gibi peynir yapılarak I-131 tamamen yok oluncaya kadar bekletilmiştir (İyot-131'in yarı ömrü 8 gündür.).
Mera hayvanlarının taze otla beslenmeleri engellenerek, saman suni yem gibi gıdalarla beslenmeleri sağlanmıştır.
Doğu Karadeniz Bölgesinde üretilen fındıklarda; sıfırdan başlayarak AET ve Dünya Sağlık Teşkilatı sınırları civarında radyoaktivite tespit edilmiştir. Az bir miktar fındıkta ise bu sınırın aşıldığı belirlenmiştir. Ülkelerin ithalatlarında uyguladıkları sınırların birbirinden çok farklı olması dikkate alınarak, fındıklar aktivitelerine göre tasnif edilerek ihraç edilmiştir.
Çay ürünlerinde ise; Kurumumuzca yapılan hesaplamalar ve AET kriterlerine göre, insan sağlığına zarar vermeyecek bir limit belirlenerek, çay paketleme fabrikalarında kurulan ölçüm sistemlerinde aktivitelerine göre tasnif edilerek 12500 Bq/kg'lık limiti aşan çaylar Çay Kurumuna ait depolarda Kurumumuzun gözetimi ve denetiminde muhafaza altına alınmıştır. Bu miktar 58000 ton civarındadır. Daha sonraki tarihte bu çaylar çay fabrikalarının bahçesinde hazırlanan yerlere gömülmüştür.
2- 1987 çay ürünlerinde aktivite düzeyi 3000 Bq/kg'ın altına düşmüştür. 1988 yılında 450-500 Bq/kg civarında, 1989 yılında ise 150-300 Bq/kg, 1990 yılı ve daha sonraki yıllarda ise bu değerler daha da azalmıştır. Ölçüm sonuçları 1988 ve 1989 yıllarında fındık, sebze ve meyve, et, deniz ürünlerindeki aktivite değerlerinin doğal düzeyde olduğunu göstermiştir. Kazadan sonra başlatılan ölçümler TAEK tarafından düzenli olarak sürdürülmektedir.
3- Çernobil sonrası değerlendirmeler yapmak üzere başlatılan DPT projeleri çerçevesinde de Doğu Karadeniz ve Trakya Bölgesi topraklarında, deniz suyu ve sedimentlerinde, bu yörelerde üretilen çeşitli gıda maddelerinde araştırmaya yönelik ölçümler ve aynı proje çerçevesinde özellikle Doğu Karadeniz ve Trakya Bölgesinde seçilen gruplarda Tüm Vücut Sayım Sistemi ile kişisel taramalar yapılmıştır. TAEK ulusal ve uluslararası pek çok çevre projesini yürütmektedir.
4- Ayrıca, Çernobil'in etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla çeşitli ülkelerin ulusal ve uluslararası organizasyonları tarafından başlatılan çalışmalar kapsamında ülkemiz de verileri ve değerlendirmeleriyle yer almaktadır.
5- Yukarıda da belirtildiği gibi, bugüne kadar yapılan ölçümlerde en yüksek ölçümler 1986 yılına ait değerlerdir. 1987 yılından itibaren ölçüm sonuçları hızla düşerek doğal düzeylere inmiştir.
1986 yılında kazayı takiben alınan önlemlerle Trakya ve Doğu Karadeniz Bölgelerinde yaşayan insanların aldığı radyasyon dozu 0.6 milisievert (mSv)'e düşürülmüştür. Diğer yörelerde yaşayan insanlarımız için radyasyon dozu 0.5 milisievert (mSv) olarak hesaplanmıştır.
6- Uluslararası Radyasyondan Korunma Komitesinin en son 1990 yılında yayınladığı rapor ve 2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu gereğince çıkarılan ve 2000 yılında güncelleşen Radyasyon Güvenliği Yönetmeliği hükümleri gereğince; ülkemizde radyasyonla görevi gereği çalışanlar için tek yıllık radyasyon doz sınırı 50 mSv, 5 yılın ortalaması 20 mSv, halk için ise tek yıllık radyasyon doz sınırı 5 mSv, 5 yılın ortalaması 1 mSv olarak kabul edilmiştir (Kazanın olduğu yıllarda uluslararası kuruluşlarca ( ICRP 26 ve IAEA ) önerilen değerler çalışanlar için yıllık 50 mSv, halk için yıllık 5 mSv olarak belirlenmişti).
7. Yukarıda da belirtildiği gibi; çay ve fındık dışında, ülkemizde üretilen gıda ihraç ürünleri ile ülkemize ithal edilen gıdalarda radyoaktivite analizlerine halen devam edilmektedir.
8- Çernobil kazası sonrası yukarıda da belirtildiği gibi Doğu Karadeniz ve Trakya'da yaşayanların aldığı 0.6 mSv'lik dozun günlük yaşantıda doğal/yapay radyasyon kaynaklarından alınan radyasyon dozları ile karşılaştırıldığında, insanımızın Çernobil'den etkilenme düzeyinin ne kadar düşük olduğu hakkında fikir verebilecektir.
9- Normal şartlarda yaşanan ortama bağlı olarak, kişilerin aldıkları doğal radyasyon dozunun dünya ortalaması (kozmik ışınlar, yapı malzemeleri v.s.) 2.4 mSv düzeyindedir. Bu değer Çernobil sonucu Doğu Karadeniz ve Trakya Bölgelerinde yaşayan insanların maruz kaldığı 0.6 mSv'lik doz ile karşılaştırıldığında o bölgelerde yaşayan kişilerin aldığı dozun bugünkü koşullarda halk için izin verilen yıllık dozun altında ve doğal olarak alınan radyasyonun dünya ortalamasının 1/4'ü düzeyinde olduğu görülecektir.
10- Karadeniz'de radyoaktivite ölçüm ve değerlendirilmesi ile ilgili olarak gerçekleştirilen en güncel uluslararası çalışma "Karadeniz'in Çevresel Değerlendirilmesi" isimli bölgesel teknik işbirliği projesidir. 1996-2004 yılları arasında altı Karadeniz ülkesi (Türkiye, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya Federasyonu ve Gürcistan) arasında yürütülen proje kapsamında, Karadeniz kıyı kentlerinde tespit edilen istasyonlardan, su, midye, kum, yosun ve bazı balık örnekleri sistematik bir şekilde alınarak analiz ve değerlendirmeleri yapılmıştır.
Bu veriler; Karadeniz'de radyoaktivite seviyelerinin insan sağlığı, ekosisteme etkisi ve çevre güvenliği açısından bir risk oluşturmadığını göstermektedir.
20 Yılında Çernobil Serisi >>
|